Enflasyon yüzde 30’un altına indi, gözler TCMB’de: Petrol ve küresel faizler yeni risk
Özet haber: Şans Sohbetleri’nde enflasyon, TCMB faiz kararı, petrol, euro, küresel borç krizi, ihracat, altın ve gümüş piyasaları değerlendirildi.

Şans Sohbetleri’nde Hakan Güldağ ve Ali Ağaoğlu, Eylül enflasyonunun yüzde 29,7’ye gerilemesini, TCMB’den beklenen faiz indirimini, petrol fiyatlarının enflasyon üzerindeki baskısını, eurodaki sert değer kaybını, küresel borç krizini ve altın-gümüş görünümünü değerlendirdi.
Şans Sohbetleri’nde haftanın piyasa gündemi geniş bir çerçevede ele alındı. Programın ana başlıklarını Eylül enflasyonu, Merkez Bankası’nın faiz kararı, petrol maliyetleri, euro/dolar paritesi, küresel tahvil faizleri, ihracatın seyri, altın ve gümüş fiyatları ile fon krizinde atılan son adımlar oluşturdu.
Programda ilk olarak Eylül enflasyonu değerlendirildi. Yıllık enflasyonun yüzde 29,7’ye, aylık artışın ise yüzde 1,84’e gerilediği belirtilirken, bu seviyenin yaklaşık 57 ay sonra yüzde 30’un altına inilmesi anlamına geldiğine dikkat çekildi.
Ali Ağaoğlu, özellikle gıda tarafındaki gerilemenin enflasyonu aşağı çeken unsurlardan biri olduğunu söyledi. Buna karşılık Ekim, Kasım ve Aralık aylarında akaryakıt üzerindeki vergi artışlarının enflasyona yukarı yönlü baskı oluşturabileceğini belirtti.
Eylül enflasyonunun ardından gözler TCMB’nin faiz kararına çevrildi.
Ali Ağaoğlu, 22 Ekim’deki Para Politikası Kurulu toplantısında 300 baz puanlık faiz indirimi beklediğini söyledi. Piyasa beklentisinin yaklaşık 200 baz puan seviyesinde olduğunu belirten Ağaoğlu, mevcut reel faiz düzeyinin teknik olarak faiz indirimi için alan sağladığını ifade etti.
Ancak faiz kararında yalnızca iç enflasyonun değil, petrol fiyatları, ABD ve İsrail seçimleri ile küresel finansal koşulların da belirleyici olacağını söyledi.
Programın önemli başlıklarından biri petrol oldu.
Ağaoğlu, WTI ile Brent arasındaki farkın açıldığına dikkat çekerken, ham petrol fiyatının tek başına gerçek maliyeti göstermediğini söyledi. Navlun ve sigorta maliyetlerindeki sert artış nedeniyle petrolün nihai maliyetinin ekrandaki fiyatın çok üzerine çıkabildiğini belirtti.
Büyük tankerlerin günlük navlun maliyetlerinin 1,2 milyon dolara kadar yükseldiğini aktaran Ağaoğlu, bu nedenle ham petrol fiyatı gerilese bile akaryakıt maliyetlerinin aynı hızda düşmeyebileceğini ifade etti.
Ağaoğlu, Türkiye’de gıda tarafında oluşan enflasyon avantajının önemli bölümünün enerji maliyetleri nedeniyle kaybedilebileceğine dikkat çekti.
Petrol, navlun ve sigorta maliyetlerinin yüksek kalmasının Türkiye’nin enflasyon sürecini zorlaştırdığını söyledi. ABD’de 3 Kasım’da yapılacak seçimlerin ardından petrol piyasasında daha net bir yön oluşabileceğini belirtti.
Programda jeopolitik belirsizliklerin artık geçici değil, yapısal bir unsur haline geldiği değerlendirmesi de öne çıktı.
Ağaoğlu, İkinci Dünya Savaşı sonrasında kurulan küresel sistemin parçalandığını ve daha çok kutuplu yeni bir düzene geçildiğini söyledi. Bu süreçte bir belirsizlik sona ererken başka bir belirsizliğin başlayabileceğini ifade etti.
Euro/dolar paritesi de programın öne çıkan başlıkları arasındaydı.
Ağaoğlu, ABD tahvil faizlerindeki sert yükselişin dolar lehine güçlü bir fiyatlama yarattığını söyledi. ABD 10 yıllık tahvil faizlerinin yüzde 5,35, 30 yıllıkların ise yüzde 5,69 seviyelerini gördüğünü belirtti.
ABD’nin yüksek borçluluğuna yapay zeka ve veri merkezi yatırımları için şirketlerin artan borçlanma talebinin de eklendiğini söyleyen Ağaoğlu, bunun küresel faizleri yukarı çektiğini ifade etti.
Ağaoğlu, yalnızca ABD’de değil Avrupa, İngiltere ve Japonya’da da tahvil faizlerinin uzun yılların zirvelerine çıktığına dikkat çekti.
“Küresel bir borç krizi problemi bizi bekliyordu. Ona gelmiş olabilir miyiz? Evet geldik” değerlendirmesinde bulunan Ağaoğlu, borçlanma maliyetlerindeki yükselişin önümüzdeki dönemde küresel piyasaların en önemli risklerinden biri olacağını söyledi.
Euro/dolar paritesinde yaklaşık 1,11 seviyelerine kadar geri çekilmenin ardından teknik bir tepki görülebileceğini ancak Avrupa’nın kendi siyasi ve ekonomik sorunlarının baskı yaratmaya devam ettiğini belirtti.
Programda Türkiye’nin ihracat rakamları da değerlendirildi.
İhracat değerinde yaklaşık yüzde 15’lik artış ve rekor seviyeler görülmesine rağmen miktar tarafında gerilemenin sürdüğüne dikkat çekildi.
Hakan Güldağ, ihracattaki değer artışının tamamının daha yüksek katma değerden kaynaklanmadığını, yükselen üretim maliyetlerinin ürün fiyatlarına yansıtılmasının da toplam ihracat gelirlerini yukarı taşıdığını söyledi.
Altın ve gümüş tarafında ise küresel faizler belirleyici başlık olarak öne çıktı.
Ağaoğlu, yüksek tahvil faizlerinin kısa vadede değerli metalleri baskılamaya devam edebileceğini ancak küresel borç sorunlarının derinleşmesi halinde altın ve gümüşün yeniden güvenli liman talebi görebileceğini söyledi.
Altında 3 bin 650 dolar seviyesini olası en düşük bölge olarak değerlendiren Ağaoğlu, 2026 içinde yeni rekor beklemediğini ancak 2027’de yeni zirvelerin gündeme gelebileceğini ifade etti.
Gümüş için daha temkinli konuşan Ağaoğlu, gümüşün uzun vadeli ana trendini henüz tamamen bozmadığını ancak önümüzdeki dönemde altının gümüşe göre daha güçlü performans gösterebileceğini söyledi.
Altın/gümüş oranının yeniden 80 seviyelerine doğru çıkmasını beklediğini belirten Ağaoğlu, bu nedenle gümüşe altına kıyasla daha düşük şans verdiğini ifade etti.
Yayının sonunda Borsa İstanbul ve fon krizinde atılan son adımlar da değerlendirildi.
Ağaoğlu, piyasayı sakinleştirmeye yönelik bazı adımların olumlu görünmesine rağmen mevcut önlemlerin krizin çözümü için tek başına yeterli olmadığı görüşünü dile getirdi.
Asıl önemli olanın fon krizinin nasıl tasfiye edileceğine ilişkin net bir yöntem ve metodolojinin ortaya konulması olduğunu söyledi.
Kaynak: Ekonomim
