Roubini: Küresel ekonomide kısa vadeli stagflasyon baskısı sürse de görünüm değişebilir
Dönüşen Liderlik Zirvesi’nde konuşan ekonomist Nouriel Roubini, küresel ekonominin pandemi, savaşlar, ticaret tarifeleri ve enerji şoklarına rağmen dayanıklılık gösterdiğini söyledi. Roubini, kısa vadede büyüme ve enflasyon üzerinde baskı beklerken uzun vadede teknoloji yatırımlarının verimliliği artırarak daha yüksek büyüme ve daha düşük enflasyon sağlayabileceğini belirtti.

2007-2008 küresel finans krizini önceden öngörmesiyle “Doktor Kıyamet” olarak tanınan ünlü ekonomist Dr. Nouriel Roubini, Dönüşen Liderlik Zirvesi’nde bu kez dünya ekonomisinin neden yeni bir krize sürüklenmediğini anlattı. Covid-19 pandemisi, Rusya-Ukrayna savaşı, ABD’nin artırdığı gümrük tarifeleri ve İran savaşının yarattığı petrol şokunu sıralayan New York Üniversitesi Stern İşletme Okulu Fahri Profesörü Roubini, “Bunca riske rağmen küresel ekonomi ve piyasalar görece dayanıklı olduğunu gösterdi” dedi. “Alışılmadık, beklenmedik ve benzeri görülmemiş bir dönemde yaşıyoruz” diyen ünlü ekonomist içinde bulunduğumuz dönemi “aşırı belirsizlik” olarak nitelendirdi. Roubini, bu şokların neden daha ağır bir ekonomik kayba yol açmadığını dört başlıkta sıraladı; piyasa disiplini, esneklik, para ve maliye politikaları ile teknoloji yatırımları.
“Jeopolitik, stagflasyonist bir şoktur” diyen ünlü ekonomist, kısa vadede dünyanın birçok bölgesinde büyümeyi yavaşlatan ve enflasyonu artıran koşulların etkili olduğunu söyledi. Gelecek için ise farklı bir tablo çizdi: “Daha yüksek büyüme ve daha düşük enflasyon bekliyorum.” Ünlü ekonomist, savaşlar, yüksek borçlar, bütçe açıkları ve ticarette korumacılığı stagflasyon riskini besleyen nedenler arasında sıraladı. Uzun vadeli beklentisini ise teknolojinin daha fazla üretimi daha düşük maliyetle mümkün kılmasına dayandırdı. Yapay zeka, robotik, biyoteknoloji, yarı iletkenler ve yeni enerji teknolojilerindeki gelişmelerin verimliliği artıracağını belirten Roubini, bu yatırımların ekonomiye şimdiden destek verdiğini söyledi: “Bu yatırım patlaması geçen yıl yaşanmasaydı ağır bir resesyona girerdik.”
Piyasa disiplininin yalnızca gelişmekte olan ülkeler için geçerli olmadığını vurgulayan Roubini, Trump’ın tarife kararlarının ardından borsalardaki sert düşüşlere ve tahvil faizlerindeki yükselişe dikkat çekti. Bu tepkinin ekonomi ve seçimler üzerindeki olası etkilerinin, ABD yönetiminin müzakereye yönelmesinde rol oynadığını söyledi. “ABD gibi güçlü bir ülke bile piyasaların baskısıyla politikasını değiştirmek zorunda kalıyor” diyen Roubini, bütçe ve dış açıklarını finanse eden yatırımcıların tepkisinin göz ardı edilemeyeceğini belirtti. Piyasa baskısının, tam ölçekli bir kriz yaşanmadan hükümetleri hatalı kararlardan dönmeye zorlayabildiğini ifade etti.
Gelecek yıl büyümenin hızlanması ve enflasyonun düşmesinde enerji fiyatlarının önemli rol oynayacağını söyleyen Roubini, Hürmüz ve Babülmendep’te enerji akışını rahatlatacak bir çözümün petrol fiyatlarını aşağı çekebileceğini belirtti. “100 dolar yerine 80 dolar olsa bile bununla yaşayabiliriz” diyen ekonomist, İran’la çatışmanın yeniden tam ölçekli savaşa dönüşmesi halinde petrolün varil fiyatının 150 dolara veya üzerine çıkabileceği uyarısında bulundu. “Sonuç jeopolitiğe bağlı” diyerek ABD’deki kasım ara seçimlerinin ardından izlenecek politikanın belirsiz olduğunu söyledi. Enerji şoklarının bugünkü etkisini 1970’lerle karşılaştıran Roubini, artan verimlilik ve çeşitlenen enerji kaynakları sayesinde ekonomilerin petrole daha az bağımlı hale geldiğini belirtti. Yenilenebilir enerji, elektrikli araçlar ve elektrifikasyonun yanı sıra stratejik rezervlerin kullanımının da petrol şoklarının etkisini sınırladığını ifade etti. ABD ile Çin’in ekonomik bağlarını tamamen koparmadan rekabet etmesinin çatışma riskini azaltabileceğini söyleyen Roubini, Tayvan üzerinden yaşanabilecek bir çatışmanın ise ağır sonuçlar doğurabileceğine dikkat çekti.
Tahvil faizlerini yükselten nedenler arasında enflasyon ve kamu borcuna ilişkin kaygıları sıralayan ekonomist, şirketlerin yatırım için artan borçlanmasına da dikkat çekti. Bu yatırımların büyümeyi ve şirket kazançlarını artıracağı beklentisinin ise borsaları desteklediğini söyledi. “Daha yüksek tahvil faizleri ve daha yüksek hisse senedi fiyatları bir arada görülebilir” diyen Roubini, faizlerdeki yükselişin nedenine bakılması gerektiğini belirtti. Kamu açıklarından kaynaklanan faiz artışlarıyla, üretken yatırımlar için artan borçlanmanın aynı şekilde değerlendirilmemesi gerektiğini söyledi
Yapay zeka yatırımlarında balon oluştuğu yönündeki kaygıları da değerlendiren Roubini, bugünkü tabloyu 2000 yılındaki internet balonundan farklı gördüğünü söyledi. O dönemde ciddi bir iş modeli, geliri veya kârı bulunmayan çok sayıda şirketin yükseldiğini hatırlatarak bugün ise yatırımların önemli bölümünü güçlü gelir ve kârlılığa sahip büyük teknoloji şirketlerinin gerçekleştirdiğini belirtti. Henüz kâr etmeyen yapay zeka şirketleri bulunduğunu da kabul eden Roubini, kullanım yaygınlaştıkça işlem kapasitesine duyulan ihtiyacın artacağını söyledi. Bununla birlikte teknoloji hisselerinde düşüş ihtimalini dışlamadı: “Yüzde 10-15’lik bir düzeltme olabilir mi? Elbette.” Geçmişte de teknoloji hisselerinde düzeltmeler yaşandığını hatırlatan Roubini, böyle bir düşüşün uzun vadeli yatırım beklentisini tek başına ortadan kaldırmayacağını söyledi.
Roubini’ye göre teknoloji yatırımlarının kazancı ABD ve Çin’le sınırlı kalmayacak. Gelişmekte olan ülkeler de enerji ve hammadde sağlayarak, veri merkezi yatırımlarını çekerek veya yeni teknolojileri üretimde kullanarak bu büyümeden pay alabilecek. Yarı iletken, enerji ve metal üreticilerinin artan talepten yararlanacağını söyleyen Roubini, ucuz enerjiye sahip ülkelerin de veri merkezi yatırımlarını çekebileceğini belirtti. “Bu veri merkezlerinin bir bölümünü enerjinin ucuz olduğu yerlere kurmak mantıklı” diyen ekonomist, Arjantin, Brezilya, Körfez ülkeleri ve Azerbaycan’ı örnek gösterdi. Dr. Roubini, fırsatın yalnızca yatırım çekmekle sınırlı olmadığını da vurguladı: “Yenilik yapmasanız, yalnızca bu teknolojileri benimseseniz bile fayda sağlarsınız.” Mobil iletişim ve çevrim içi bankacılık örneklerini hatırlatarak, gelişmekte olan ülkelerin eski teknolojilerin bazı aşamalarını atlayıp yeni sistemlere geçebildiğini belirtti. Yapay zekanın üretimde ve hizmetlerde kullanılmasıyla da verimlilik artışı sağlanabileceğini söyledi.
Konuşmasının ardından katılımcıların sorularını yanıtlayan Roubini, altyapı yatırımları, istihdam, Türkiye’de enflasyon, fon krizi ve Çin’in büyüme modeline ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Savaşların ardından yapılacak yeniden inşa yatırımlarının ekonomiye etkisi sorulan Roubini, şöyle yanıt verdi: “Ekonomik gelişme ve iklim değişikliğiyle mücadele için daha fazla altyapıya ihtiyacımız var. Altyapı, özel sektörün üretkenliğini de artırıyor. Ancak siyasi ve jeopolitik belirsizlik yükseldiğinde yatırımlar azalıyor. Çünkü bu projelerin geri dönüşü 10, 20 veya 30 yıl sürebiliyor. Makroekonomik istikrar, iyi yönetim ve siyasi istikrar, hem kamu hem de özel sektörün altyapı yatırımlarını destekliyor.”
Büyümenin kazancı nasıl paylaşılacak? Yapay zekanın istihdam ve ekonomik hayat üzerindeki etkileri sorulan Roubini, kısa vadede yatırımların işgücü talebini artırdığına dikkat çekti: “Veri merkezlerini inşa etmek zorundasınız. İnşaat işçilerine, tesisatçılara, elektrikçilere ihtiyacınız var.” Uzun vadede ise yeni işlerin ortaya çıkmasıyla kalıcı iş kayıpları ihtimalinin birlikte değerlendirilmesi gerektiğini söyledi: “Verimlilik artışı herkese fayda sağlamaz ve gelir ile servet eşitsizliğini artırırsa, kazananları vergilendirip gelir diğerlerine aktarmamız gerekecek. Bunun sosyal ve siyasi zorlukları olacaktır. Ancak yüzde 5-6 büyümeyi ve bunun paylaşımını tartışmak, çok düşük büyümeye sıkışıp kalmaktan daha iyi bir sorun.”
Türkiye’de enflasyon ve rekabetçilik dengesi: Türkiye’de enflasyonun nasıl düşürülebileceği sorusuna yanıt veren Roubini, şu değerlendirmeyi yaptı: “Türkiye’nin enflasyon sorunu ciddi, ancak birkaç yıl öncesine göre enflasyon düştü. Mehmet Şimşek yönetiminde bütçe açığını azaltmaya yönelik adımlar atıldı, Merkez Bankası daha bağımsız hale geldi. Fakat Türkiye enerji ithalatına bağımlı olduğu için petrol ve doğalgaz fiyatlarındaki yükseliş enflasyonu etkiledi. İç talep hâlâ fazla. Talebi hem maliye politikası hem de özel sektör tarafında azaltmak gerekiyor. Para biriminin değer kaybını yavaşlatmak, ithal maliyetler üzerinden enflasyonu düşürmeye yardımcı olabilir. Ancak bunu çok fazla yavaşlatırsanız rekabet gücünü kaybedersiniz. Bu, çözülmesi zor bir denge. Kalıcı yüksek enflasyon refaha ve ekonomik büyümeye zarar veriyor.”
Siyasi ve jeopolitik istikrar, önemli büyüme fırsatları yaratabilir: Türk şirketlerinin önündeki fırsatlara ilişkin soruyu yanıtlayan Roubini, bölgesel istikrarın sağlayabileceği imkanlara dikkat çekti: “Türkiye’nin Körfez’de çok sayıda proje gerçekleştirmiş güçlü imalat, inşaat ve altyapı şirketleri var. Bunlar Ortadoğu’nun ger kalanında da çalışabilir. Körfez ülkelerinin enerji kaynakları ve geleceğe yatırım için kullanılabilecek büyük varlık fonları bulunuyor. Bölgede insan kaynağı, enerji, sermaye, teknoloji ve güçlü şirketler var. Daha fazla siyasi ve jeopolitik istikrarla önemli büyüme fırsatları doğabilir. Böyle bir gelecekte Türkiye hem kendisi hem de bölge için ekonomik büyümenin dayanaklarından biri olabilir.”
Fonlarda olağanüstü getiri vaatlerine dikkat: Türkiye’deki fon krizinin uluslararası yatırımcılar açısından ne anlama geldiği sorulan Roubini, şöyle konuştu: “Teknolojik yeniliklerden kaynaklanan balonlarla dolandırıcılık ve manipülasyondan kaynaklananları ayırmak gerekiyor. İnsanlar tasarruflarının bir bölümünü kaybetti. Fonların tasfiyeye gitmesi daha geniş borsayı da etkiliyor. Yüzde 100, yüzde 200 veya yüzde 3.000 getiri vaatlerine dikkat edin; bunlar gecede gerçekleşemez. Türkiye sağlıklı para ve maliye politikalarını sürdürür, büyüme potansiyelini artıran reformlar yapar ve uygun düzenleme ile denetim sağlarsa, bu bir likidite şoku olarak kalabilir ve zarar geçici olabilir.”
“Çin üretmeyi biliyor, tüketmeyi bilmiyor”: Çin’de planlama ile piyasa arasındaki dengenin büyümeye katkısı sorulan Roubini, başarının yalnızca devlet kapitalizmiyle açıklanamayacağını belirtti: “Çin, ekonomisini ticarete ve özel sektöre açtığında hızlı büyümeye başladı. Bugün de geleceğin teknolojilerindeki gelişmelerin önemli bölümü kamu işletmelerinden değil, özel sektörden geliyor. Her sektörde çok sayıda şirket arasında yoğun rekabet var. Ancak sermaye, işgücü, arazi, su ve elektrik destekleri aşırı yatırıma da yol açtı. Çin üretmeyi biliyor, tüketmeyi bilmiyor. Büyük bir kapasite fazlası var ve bunu dünyaya ihraç ediyor. Bu da ABD, Avrupa ve bazı gelişmekte olan ülkelerde korumacı baskılara yol açıyor. Çıkarılacak ders, özel sektörün rekabetin, üretimin, yeniliğin ve büyümenin öncüsü olmasını sağlamak. Aynı zamanda herkesin yararlandığı bir sosyal refah sistemi kurmak gerekiyor.”
Kaynak: Ekonomim


